Futbol milli takımımız sahaya çıkarken, gözlerimiz sadece skor tabelasında değil, aynı zamanda spora bakış açımızda. 90 dakika boyunca, sanki bir savaşın içindeyiz. Kazanınca ‘dünyanın en büyüğü’, kaybedince ise ‘vatan haini’ olarak damgalanıyoruz. Ancak, bu durum sadece futbolun değil, genel spor kültürümüzün bir yansıması.

Filenin Sultanları, uluslararası arenada bayrağımızı dalgalandırırken, prim tekliflerini red ederek, ‘Biz ülkemiz için oynuyoruz’ diyorlar. Onlar kazandıkça, toplumun takdiri yerine, kıyafetlerine yapılan eleştirilerle karşılaşıyorlar. İşte burada bir uçurum var: Biz sporu bir kültür olarak değil, kompleks tatmin aracı olarak görüyoruz.

Erkek futbolcusunun başarısızlığına ‘vatan hainliği’, kadın sporcunun başarılarına ise ‘ahlak bekçiliği’ damgası vuruluyor. Bizim beklentimiz, emeğe saygıdır; cinsiyet ayrımı gözetmeksizin. Maçları ‘savaş’, rakipleri ‘düşman’ olarak görmeyen bir zihniyetle başarıyı parayla değil, alın teriyle tartmalıyız.

Skor tabelasında ne yazarsa yazsın, bu zihniyetle aslında maça daha başlamadık bile. Futbol ve voleybol, her ikisi de birer spor dalı ama aradaki fark, bizim onlara bakış açımızda gizli. Emeğin, başarının ve saygının ön planda olduğu bir toplum inşa etmek dileğiyle.