Bu muhteşem yaz gününde, kalemime şükrederek huzur buluyorum. Yazmak, her bir zerreme ilaç gibi geliyor. Yarın koca bir meçhul olsa da, bu yazın her anını doya doya yaşamak istiyorum. Ramazan’ın üzerinden haftalar geçmesine rağmen, içimdeki ses ‘Kabe’de hacılar, ‘hu’ der Allah’ ilahisini bağıra bağıra söylüyor.
Geçen yıl bu zamanlarda hissettiğim o sıkıntılardan eser yok şimdi. Zaman zaman öfkelensem de, bu hayatı seviyorum. Nefes almayı, kelimeleri satırlara dökmeyi seviyorum. Bu yaz, bol bol gezip, her gün kot giymek istiyorum. Gerçekten mutluyum ve mutluluğuma şükrediyorum.
Her insanı memnun etmek mümkün mü? Mümkün değil demesin kimse. Bu ülkede ‘nabza göre şerbet’ gibi bir söz var. Eğer bir insan, omurgasını şekilden şekile sokup birilerine yaranmaya çalışıyorsa, sonuç her zaman hayal kırıklığıdır. Çünkü samimiyet olmadığı yerde, öz ve söz bir arada olamaz.
Endişe, korku gibi duygular da önemli. Kim bilir, belki de insanın yüreğinde olması gereken duygulardır bunlar. Dini İslam’a karşı bu kadar öfke varken, tepkisiz kalmanın bedeli ağırdır. Hayata dair yazı yazan biri, kalemini çamursuz ortamlarda gezdirmekten korkar.
Bu dünyada bir defa geldik ve sonunda ölüp gideceğiz. Yaşamak, bu hayatın orta noktasını bulmakla ilgili. Ben, %100 engelliyim. Ne kadar dik durabiliyorum, bilmiyorum. Ama zaman zaman öfkelenip sıkılsam da, ailem dışında en büyük şükür sebebim kalemim. Bu yüzden, bu muhteşem yaz gününde, haykırıyorum: Her ne olursa olsun, yazmaya devam edeceğim, sansürsüz bir şekilde.